I. TANIMI VE GENEL ÖZELLİKLERİ
1. Tanımı:
Kişilik kavramının birçok tanımı vardır.
Allport (1937) elliden fazla kişilik tanımı toplamış; Latincedeki
“persona” kavramından geldiğini ve Roma Tiyatrosu’nda oyuncuların temsil ettikleri özelliği
yansıtacak şekilde yüzlerine maskeler takıp oynadıklarını ve bu maskelere de “persona”
dediklerini ileri sürmüştür.Böylelikle kişilerin karakteristik özellikleri anlatılmak isteniyordu.
Davranış Bilimcileri kişiliğe çok farklı
perspektiflerden bakmışlardır.Bazıları kişiliğe sosyal başarı (iyi,popüler,vb.)
ile eşdeğer bakmışlar; ve kişiliği tek bir karakteristik (güçlü,zayıf,nazik) olarak izah
etmişlerdir.Böyle düşünüldüğünde, kişilik izahı için 4000’den fazla kelime kullanılabilir.
Diğer taraftan psikologlar, kişiliği başka açıdan
ele almışlardır.Örneğin, halk tarafından yaygın olarak kullanılan tanımlayıcı
sıfatları kullanmışlardır.
Özetle, araştırmacılar “kişilik”
tarifinde hemfikir olmamışlardır; çünkü konuya farklı teorik temellerde yaklaşmaktadırlar.
Yine bazı kişilik teorisyenleri, kişiliği sosyalbilim
görüşü olarak “kişi-durum etkileşimi” olarak tanımlamak gereğini duymuşlardır.
Kişiliği, bireyin kendisi ve başkaları açısından
değerlendirip şöyle tanımlamak mümkündür.Kişilik, bireyin kendisi açısından, fizyolojik, zihinsel
ve ruhsal özellikleri hakkındaki bilgisidir.İnsanın başkaları açısından kişiliği,
onun toplum içinde belirli özelliklere ve rollere (göreve) sahip olmasıdır.Bireyi yerine getirdiği fonksiyonların,
yaptığı işin bir dilimi olarak görmeli ve kişinin fonksiyonlarının kişiliğini
ortaya çıkaran bir etken olduğu düşünülmelidir.
Kişiliği bir zaman dilimi içindeki davranış türü
olarak görmemek gerekir. Kişilik, geçmişin, mevcut zamanın ve geleceğin oluşturduğu bir bütündür.Bireyin
psikolojik tahlilinin yapılması istendiğinde birey, bedensel özellikleri ve sosyal ilişkileri ile birlikte
değerlendirilmelidir. Kişilik, ne yalnız başına bedensel özelliğe bağlıdır, ne
de çevredeki ortak kalıp ve sosyal olaylara bağlıdır. Kişilik, tüm bu olguların doğurduğu
bireysel ayrılıklardır.
2. Kişiliği Oluşturan Temel Faktörler
Kişiliği oluşturan birçok değişken vardır.Kuramcılar,
bu konuda bazı görüş ayrılıklarına sahiptirler.Kişiliği oluşturan temel faktörleri
aşağıdaki şekilde gruplandırabiliriz.
2.1. Bedensel (fizyolojik-biyolojik) faktörler:
Kişilerin fizyolojik yapı ve özellikleri ile kişilik
yapıları ve kişiliğin davranışsal yönü arasında ilişki vardır. Kişilik ile
ilgili çalışmalar yapan bazı kuramcılar, bireyin cinsiyeti, yaşı, bedensel yapısı
ile kişiliği arasında ilişki olduğunu ileri sürerler. Her ne kadar cinsiyet ve yaşla ilgili
davranışlar kültürel yapıya göre belirleniyorsa da cinsiyet ve yaşla kişilik arasında bir ilişki
kurmak mümkündür. Bireylerin cinsiyetlerine göre yapabilecekleri ya da yapamıyacakları davranışlar, kişiliğin
oluşmasında etkili olacaktır. Ayrıca toplumun farklı yaş gruplarından beklentileri ile
toplum üyelerinin davranışları arasında bir uyum olacaktır. Böylesi bir uyum da kişilik özelliklerinin
ortaya çıkmasına katkıda bulunacaktır. Bazı toplumlar çocuklara ve yaşlılara korunması
gereken gruplar olarak bakarken,bazı toplumlar çocukları yetiştirilmesi gereken grup,yaşlıları
ise zihinsel olarak faydalanılması gereken grup olarak görür. Böyle bir yaklaşım, şüphesiz, yaşlılar
ve gençlerden bekleyişleri etkileyecektir. O halde kimlik ile yaş arasında da bir bağ kurmak mümkündür.
Yaş ile ilgili bir başka yaklaşım da yaşlandıkça
bilgi ve tecrübenin artacağı, davranış ve düşüncelerde yenileşmelerin olacağı şeklindedir.
Bireyin bulunduğu yaş dilimine göre sahip olduğu zihinsel ve bedensel yapısı ile kişiliği
arasında ilişki kurmak doğaldır.
Bazı psikologlar kişilik gelişiminin kesintisiz devamlı
bir süreç olduğunu ileri sürerken; karşıt görüşlü bazı örgütsel davranış teorisyenleri
(Levinson,Hall,Argyris) kişilik gelişimini belli yaş dönemlerine ayırmıştır.
Daniel Levinson’a göre dört durağan periyod (max. 2-3
yıl farklılıkların olabileceği) vardır.
-Yetişkinliğe geçiş (22-28 yaşlar arası)
-Yerleşme, oturma (33-40 yaşlar arası)
-Orta yaş çağına giriş (40-50 yaşlar arası)
-Orta yaş çağının doruğu (55-60 yaşlar
arası)
Levinson, ayrıca 4 adet geçiş periyodu tespitlemiştir.
- 30 yaş geçişi (28-33 yaşlar arası)
-Orta yaş geçişi (40-45 yaşlar arası)
-50 yaş geçişi (50-55 yaşlar arası)
-yaşlılığa geçiş (60-65 yaşlar arası)
Luthans, fiziksel görüntünün (uzun yada kısa boy, şişman
yada zayıf,yakışıklı yada çirkin siyah-beyaz oluşunun) diğerleri üzerindeki etkisinin farklı
olacağını dolayısıyla da kendi kişiliğini etkileyeceğini söylemektedir .
Bütün kişilik teorilerinde vücut yapısının temel
etken olduğu belirtilmiştir. Sheldon’un klasik teorisinde vücut yapısı (endomorphic, mesomorphic
ve ectomorphic) ile spesifik kişilik tedavi arasında kesin bağ kurması buna bir örnektir. Birçok modern
psikiatristler, Sheldon gibi düşünmese de fiziksel karakteristiklerin en azından kişiliğe etkisi olduğunda
hemfikirdirler. Kalıtımın insanın oluşumunda çok önemli etken olduğu bilinmesine rağmen,
genbilim henüz yeterince anlaşılamamış bir alandır. Hayvanlar üzerinde yapılan birçok araştırma
psikolojik ve fizyolojik karakteristiklerin genlerle geçtiğini tespit etmişlerdir.Yine; birçok araştırmalar
sonucunda bazı davranış bilimciler, yöneticilerin diğer insanlardan farklı düşündüklerini ortaya
koymuşlardır. Mintzberg, sol yarımkürenin planlama; sağ yarımkürenin ise yönetme üzerine olduğunu
öne sürmüştür. Fizyolog ve psikologlar, bio-feedback eğitimin sonuçları ile bilinçli kontrolden çok beyin dalga
modelleri(brain-wave patterns), gastrik salgılar, kan basıncı düzensizliği ve deri ısısı
gibi biyolojik fonksiyonların öncelikli olduğunu fark etmişlerdir. Kişiliğin biyolojik temelleri
üzerine diğer bir çalışma ise, fiziksel karakteristiklerin etki analizi ve olgunlaşma yaşıdır.
Genetik, beyin ve bio-feedback üzerine çalışmalar kişiliğe etkisini kanıtlamıştır.
2.2. Kültürel Faktörler:
Her bireyin içinde bulunduğu kültürel yapı vardır;
ve bu yapıdan yaşam boyu etkilenir. Bireyin idealleri, ilgileri kültürel yapı tarafından şekillendirilir.
Bu idealler ve ilgiler ise kişiliğin oluşumunda etkendir. Bazı davranışsal özellikler ise kültürel
yapıyla birlikte değişir ve gelişir.
Geleneklere göre kişiliğin oluşumunda kültürel faktörler
biyolojik faktörlerden daha önemli mütalaa edilir. Öğrenme kişilik gelişiminde en önemli rolü oynar.
2. 3. Aile Faktörü :
Bireyin yetiştiği aile ortamı , aile fertleri ile
olan ilişkileri kişiliğin oluşmasında çok önemli bir role sahiptir.Luthans, “kişilik gelişiminde
muhtemelen aile, sonrada sosyalleşme prosesi en önemli etkendir” demektedir.
Anne- babanın demokratik bir yapıya sahip olması,
çocuğun daha rahat yetişmesine, objektiflik kazanmasına, rasyonel davranmasına ve zamanla daha aktif olup
daha kolay sosyal ilişki kurmasına olanak sağladığı saptanmıştır. Yine anne-babanın,çocuğun
zihinsel yapısının şekillenmesinde de etken olduğu saptanmıştır. Aile bireyleri, çocuğa
çeşitli yollarla deneyimlerini aktardıklarından dolayı ailenin yetiştirme biçimi de kişiliği
belirleyici bir unsurdur. Ayrıca kız ve erkek kardeşlerin de kişilik oluşumunda etkili oldukları
belirtilmektedir.
2.4. Sosyalleşme Süreci (sosyal yapı ve sosyal sınıf):
Yukarıda saydığımız faktörlerin yanında
bireyin çevresindeki kişiler,gruplar ve özellikle örgütler kişiliğin oluşumunda büyük etkiye sahiptirler.
Yaygın olarak sosyalleşme süreci olarak isimlendirilen bu süreç, özellikle örgütsel davranış açısından
çok önemlidir. Çünkü, çocukluk dönemlerinden ziyade, tüm yaşamı içine alır.
Sosyalleşme, çalışanların davranışlarını
en iyi yorumlama yollarından biri olabilir Edgar Schein’a göre “yönetimsel bilgi ve başarı, örgütlerin
sosyal sistemler olduğu gerçeğinden hareket eden örgüt çevresindeki güçte odaklanır. Şayet, biz, örgütsel-sosyal
gücü öğrenip analiz ve kontrol edemezsek, temel yönetimsel sorumluluklarımızdan vazgeçmiş oluruz”.
Son çalışmalar göstermiştir ki, örgütlerde sosyalleşme
taktikleri kullanma (yenilere bilgi sağlar, yeni gelen elemanlara geniş öğrenme deneyimleri yaratır) hedeflere
vuruşu (ulaşma) sağlar. Farklı sosyalleşme modelleri, yenilerin uyumu için farklı modellerin
kullanımına yol açar. Sosyalletme anne ile başlar. Bebeklikten sonra ailenin diğer üyeleri, yakın
akrabalar, aile arkadaşları, komşular ve sosyal gruplar (yaşıtlar,okul arkadaşları ve çalışma
grubu üyeleri) önemli rol oynar. Schein’e göre, bu süreç değerleri, normları ve davranış kalıplarını
öğrenmeyi sağlar. Örgütün ve çalışma gruplarının bakış açılarını öğrenmek
yeni örgüt üyeleri için gereklidir.
Çalışanların örgütsel sosyalleşme karakteristikleri
yaygın olarak aşağıdaki gibi özetlenebilir.
-Tutum, değer ve davranış farklılıkları
-Sosyalleşmenin devamlılığı
-Yeni iş ve çalışma gruplarıyla örgütsel kurallara
uyum sağlama
-Yeni elemanlar ve onların yöneticileri arasında karşılıklı
etkileşim
-İlk sosyalleşme periyodunun ciddiyeti
Belli bir sosyal yapı içinde her bireyin eğitim ve benzeri
gelişme faktörleri açısından farklı olanaklara sahip olması, kişilik farklılıklarını
doğurmada da etkendir. Bireylerin, sosyal gruplara bağlılık dereceleri kişiliklerinin şekillenmesinde
faktördür.
Bireyin bazı özellikleri bağlı oldukları sosyal
grup ya da gruplar bilinmeden tahlil edilebilir.Ancak bazı özellikler bunu gerekli kılar.
2.5. Durumsallık Faktörü:
Sosyalleşme süreci durumsallık faktörü ile yakından
ilgili olarak değerlendirilmektedir. Kültür ve aile kişiliğin sosyalleşme sürecinde çok önemlidir. Ancak,
durumsallık daha önemli bir yer tutmaktadır. Uzun ve yoğun (sıkı) çalışma uygulamalarında
görülmüştür ki, o gün istekler artmakta ve çalışanların kişilik ve davranışları etkilenmektedir.
Örneğin, yetki ve başarı ihtiyacında olan ve böyle yönlendirilen bir kişiyi yoğun olduğu
iş durumuna getirip koyduğunuzda hayal kırıklığına uğratmış olursunuz ve
kişi lakayıt ve agresif olur.Böylece çalışan, tembel ve sorunlu bir görüntü verir. İnsan ve durumsallığın
sayısız kombinasyonları vardır ve sadece kişinin geçmişteki gelişimine baksakta tam olarak
bireyin davranışlarını tahmin etmek mümkün değildir.
2.6.Diğer Faktörler:
Kişiliğin olşumunda sayılabilecek bu beş
faktörün dışında kalan başka etkileyiciler de vardır.Kitle yayın organları, kitaplar, dergiler,
genel anlamda medya giderek önemini arttırmaktadır.
Alfred Adler’e göre bireyin doğum sırası da
kişilik üzerine etkilidir. Bu kurama göre, ilk doğan çocuk daha zeki ve yetenekli olacak, daha kolay sosyal ilişkiler
kuracaktır.
3. Kişilik Kuramları
3.1. Eysenck’in Kişilik Kuramı:
Kişiliği hiyerarşik açıdan açıklayan bu
kuramın temeli, kişiliği oluşturan faktörlerin sıralanması veya belirli bir hiyerarşi içinde
oluşması esasına dayanır. Eysenck, kişiliği dört düzeye incelemektedir. Birinci düzey, kişiliğin
en alt düzeyidir ve çok özel tepkileri içerir. Belirli uyarılara biyolojik ve kalıtımsal özellikleri taşıyan
düzeydir. İkinci düzey, bireyin bulunduğu ortamlardan elde ettiği, alışkanlıklara dayalı
özelliklerle ilgilidir. Üçüncü düzey, eğilimler düzeyidir ve kişinin bir çok alışılmış
davranışları arasından eğilimler kazanma evresidir. Kişilik kalıpları bu evrede ortaya
çıkar. Süreklilik (persistance), değişmezlik (rigidite), bireysel dengesizlik, doğruluk ve değişkenlik,
heyecanlılık özellikleri ortaya çıkar. Kişiliğin dördüncü ve son evresi tip safhasıdır.
Bu evrede baskın özelliklere göre belirgin tipler ortaya çıkar.
3.2. Jullian B. Rotter’in kişilik kuramı :
Kişiliğin oluşumunu, görünümünü bazı psikolojik
esaslara, özellikle inanç sistemine bağlamıştır. Rotter, inançlar sistemini kişiliğin oluşturucusu
aynı zamanda kişilik ölçümünde özel bir dilim olarak görmüştür.
3.3. Atkinson ve Mc. Clelland’ın kişilik kuramı:
İnsanın bazı doğal gereksinimlerinin (yemek,
su, uyku gibi biyolojik ihtiyaçlar) yanında bireyden bireye farklılık gösteren psikolojik ihtiyaçları
da vardır. Atkinson ve Mc. Clelland 1960’lı yıllarda bireylerin bazı motivlerini saptamak için yöntemler
geliştirmişlerdir. Yapılan bu çalışmalarda bireyler arasında başarı arzusu, güç arzusu,
ve herhangi bir olguya bağlanma arzusu açısından farklılıklar olduğu görülmüştür.
3.4. Galton, Tyron, Gottesman, Newman, Freeman ve Holzinger’in
kişilik kuramları :
Kişiliği biyolojik açıdan ele alan bu kuramcıların
temel yaklaşımı insanın nesiller boyunca belirli özellikleri yakınlarına aktardığı,
bazı kişilik belirtilerinin kalıtımsal özellikler taşıdığı görüşü üzerinedir.
Galton, genlerle aileden kalma bazı özelliklerin zamanla aynı
ailenin devamında görüldüğünü açıklamıştır.
Tyron, kalıtımla zeka arasında ilişkinin olduğunu
belirtmiştir.
Gottesman, ikizlerin davranışlarını inceleyerek
benzer kişilik özelliklerinin genetik özelliklerden kaynaklandığını ileri sürmüştür.
Newman, Freeman ve Holzinger’de ikizler arasında ağırlık,
vücudun fizyolojik yapısı ve zeka düzeyinde benzerlikler olduğunu, bu benzerliklerin de benzer kişilik
özellikleri oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir.
3.5. Freud’un kişilik tahlili :
Modern psikolojinin kurucusu olarak kabul edilen Sigmund Freud, kişiliği
duygusal açıdan incelemiş; babasını kaybettikten sonra kendi kendini analiz ederek zihinsel yapının
psikolojik bir olgu olarak dış dünyaya yansıdığını belirtmiştir. Freud’a göre
kişiliğin güdüsü ve kişinin en büyük yoksunluğu “sevgi”dir. Freud, “bilinçaltı
güdüleme”, “ihtiyaçların engellenmesi”, “davranışlarda duygu ve tavırların
etkisi” gibi konuları ilkel benlik (id), benlik (ego), üst benlik (süper ego) olarak 3 dilimde incelemiştir.
Freud’a göre insan eğilimleri ve sevgi güdülerinin toplandığı yer olan id, insanın ilkel zihinsel
yapısıdır İd, içgüdüsel ve bilinçsiz davranışların kaynağı durumundadır.
Süper ego id’in karşıtıdır. İnsanı topluma uydurmakta ve faaliyetlerin toplumca kabul
edilebilir biçimde ortaya çıkmasına yardım etmektedir. Ego ise, id ve süper ego’yu dengeleyici durumunda
olup, id’in taleplerini süper egoya uygun bir hale getirmeye çalışır. Ego başarılı olmazsa
bireyde zihinsel gerginlik, tereddüt ve çekişme doğar.
3.6. Eric Berne’in kişilik kuramı :
Berne de kişiliği Freud gibi duygusal yönden ele alıp
3 dilimde incelemiştir.
- Çocukluk (olgun olmayan) : Berne’ye göre
her birey kısmen çocuktur. Çocuksu davranışlar bireyin yaşamında zevk ve yaratıcılık
etkisi olarak bulunmalı ve süreklilik göstermelidir.
- Olgunluk (yetitkinlik) : Berne, bireylerin davranışlarını
nasihat ve yasaklarla düzenleyen zihinsel yapısının kişiliğin ebeveyn yönünü oluşturduğunu
söylemektedir. Freud’un süperego’suna oynadığı role karşılık gelmektedir.
-Atalık: Yetişken davranışları
çevrede yaygınlaştırmak için bireyin girişmiş olduğu çabaları toplamından oluşan
küçük büyük bir insanda bulunan bir kişilik kısmıdır.
3.7. Carl Jung ve Alfred Adler’in Kişilik Kuramları
:
Freud’un öğrencileri olan Jung ve Adler hocalarının
seks ve sevgi güdüsünü fazla abarttığını ileri sürerek psikanaliz yerine analitik psikolojinin temellerini
atmışlardır. Jung’a göre kişiliğin önemli kısmı bilinçdışı ve benliktir.
Düşünür, ırk bilinçdışı kavramını geliştirmiş, kalıtım ve genler yoluyla
ırkların nesiller boyu devam eden ortak özelliklerinden bahsetmiştir. Jung’a göre kişilinin davranışları
geçmişten etkilenir; ancak geledeğe dönük olarak yapılır.
Jung’un görüşlerini Adler tamamlamaktadır. Adler’e
göre; bireyin temel amacı, kendini güçlü kılacak davranışları göstermektir. Kendini güçlü kılacak
davranışları göstermektir. Kendini yeterince güçlü hissetmeyen kişinin grup ve toplum içinde aşağılık
kompleksi içinde hareket edeceğini, kendini güçlü kılacak diğer alanlar arayışı içinde bulunarak
kapıldığı bu kompleksi telafi edeceğini açıklamaktadır.
3.8. Karen Horney’in Kişilik Kuramı:
Horney’de psikanaliz etkisinde kalmış ve psikolojik
çözümlemesinde kişiliğin temel elemanı olarak endişe ve korku’yu ele almıştır.Kişi
bu korku ve endişelerini gidermek için bazı davranış kalıpları(taktikleri) geliştirir.
Düşünürün on adet belirttiği taktikler genel bir ayrımla üç grupta incelenebilir.
- İnsanlara yaklaşmak, onlara sevgi ve yakınlık
duymak suretiyle endişe ve korkuları gideren taktikler
- İnsanlardan uzak durmak, onlara karışmamak ve bağımsız
biçimde hareket ederek endişe ve korkulardan sıyrılma taktikleri
- İnsanlara karşı gelmek, onlarla mücadeleye girmek,
güçlü olduğunu onlara kabul ettirmek yoluyla korku ve endişelerden sıyrılma taktikleri.
II. KİŞİLİK TİPLERİ
Her birey kişi olarak diğerlerinden farklı özelliklere
sahiptir ve bu onun diğer insanlardan farklılıklarını oluşturur. Her birey hayat görüşü
olarak diğerlerinden ayrılabilir. Güdüler, çeşitlilik ve şiddet bakımından farklılıklar
gösterebilir. Bireyler birbirlerinden farklı amaçlara sahip olabildikleri gibi,aynı amaçlara sahip olan kişiler
de, kendilerini amaçlara ulaştıracak yolların seçiminde farklı şekillerde hareket edebilirler. Çünkü,
her insanda kişiliğin gereği olan hırslar,arzular ve ihtiyaçların şiddetleri farklıdır.
Doğuştan fizyobiyolojik olarak farklı karakterlere sahip olunmasının yanında insanlar, hergün
yaşadığı olaylar, karşılaştığı insanlar nedeniyle daha da farklılaşmaya
yüz tutarak kişiliğini geliştirdiği söylenir.
Bütün bu farklılıklara rağmen karakter bilim okulunun
Fransız düşünürlerinden Le Senne, üç değişik faktörden oluşan kişilik göstergesi saptamıştır.
-Heyecanlılık durumu
-Faallik durumu
-Etkilerin sürekliliği durumu
Bu özelliğe göre Le Senne kişilik tablosunu şu şekilde
hazırlamıştır.
|
Kişilik Tipi Göstergeler Kombinezonu Kişiliğin Hakim
Özelliği |
|
(1) Heyecanlı |
gayri faal |
birincil Sinirli |
|
(2) Heyecanlı |
gayri faal |
ikincil Duygulu |
|
(3) Heyecanlı |
faal |
birincil Hiddetli |
|
(4) Heyecanlı |
faal |
ikincil Tutkulu |
|
(5) Heyecansız |
faal |
birincil Sıcakkanlı |
|
(6) Heyecansız |
faal |
ikincil Soğukkanlı |
|
(7) Heyecansız |
gayri faal |
birincil Silik |
|
(8) Heyecansız |
gayri faal |
ikincil Duygusuz |
Kişiliğin ortaya çıkması biyolojik, psikolojik
ve sosyal bileşkeleri incelemeyi gerekli kılar. Örgütsel yasa (hiyerarşik düzen), bazı ihtiyaçların
bilinç üstüne çıkmasına ve tatmin edilmesine neden olurken, bazılarının da bilinçaltında saklı
tutulmasına yol açar.
III. KİŞİLİK ÖLÇÜMLERİ
Bireysel özelliklerin değerlemesi ve kişiler arası
karşılaştırma yapabilmek için ölçüm gereklidir. Öz ve yapı olarak bireyleri birbirinden ayırmaya
yarayan özellikler, kişisel farklılıkları doğuran değişik birmlerin özel bileşimlerinden
oluşur. Doğrudan ve dolaylı olabilen kişilik ölçümlerini Hammer aşağıdaki şekilde
gruplandırmıştır.
1.Soru (Questionnaires):
En yaygın metottur.Genellikle yazılı bazende ağızdan
sorulara, kendi hakkında, yanıt verilmesi istenir. (Örneğin, ne düşünüyor, neleri seviyor, sıklıkla
neler yapıyor ? vb.)Sorular genellikle spesifik formlardır.
2. Gözlem (Rating by Observes) :
İkinci bir ölçüm metodu da gözlemdir. Bireyin ilişkileri
(arkadaş, aile, iş) gözlenir ve 1’den 7’ye (asosyalden çok sosyale) gibi çeşitli sınıflandırmalar
yapılır.
3. Diğer Metodlar:
3.1. İzdüşüm Testi (The Projective Test):
Psikologların klinik araştırmalarında kullanılır.
Kişiden önceden hazırlanmaksızın bazı şeyler (bir kart, fotoğraf, vs.) hakkında konuşması;
bunu neye benzettiğini ve onunla ilgili bir hikaye oluşturması istenir. Bu metod ilk olarak McClelland (1961)
tarafından kullanılmıştır. Böylece kişinin değerleri, alışkanlıkları,
mizacı hakkında bilgi edinilmeye çalışılır.
3.2. Davranış Testi (The Behavioral Test):
Sıklıkla psikoloji labaratuarlarında yüksek kontrol
durumundaki özellikleri ortaya çıkarmak için yapılan özel araştırmalarda kullanılır.(örneğin;
bir bulmaca çözmesi istenerek bu süre zarfında gösterdiği davranışlar (telaş, kızgınlık,
vb.) incelenir.)
Ayrıca, örgüt ofislerinde, amatörce ve daha az sistematik kişilik
ölçümleri yapılabilir. Örneğin, çalışanların başvurusu ya da biyografisi üzerinde (hobileri,
ilgi alanları, eğitimsel ve geçmişi ve kariyeri, vb.) çalışılarak daha formal kişilik ölçümleri
yaratmak ve böylece hangi kişiler hangi işlere yerleştirilecek sorusuna yanıt aranır.
Yine, amaçlara göre yönetimde kullanılmayan ancak geleceğe
yönelik daha çok performans ve bilhassa yönetimsel konularda iyi tahminler yapmaya yarayan kişilik ölçümleri vardır.
Bu ölçümler sonucu çeşitli kişilik tipleri çizilmekte;
bu tipler içinde en çok içe dönük-dışa dönük kişilik (Jung ve Eysenck) üzerinde duulmuştur.Catlell’ın
geliştirdiği 16 PF testiyle Minnesota çok aşamalı kişilik envanteri (MMPI) en çok bilinen kitilik
testleridir.
IV. ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ AÇISINDAN KİŞİLİK
Çağdaş yönetim anlayışında, kişileri
tanımak, bu kişilerin oluşturduğu grupların sosyo-kültürel özelliklerini bilmek; hatta, bazı
özelliklerini gelişim ve değişim zamanlarını önceden kestirmek gereği vardır.
İster bireysel davranışların analizinde, ister
grup ilişkilerinin çözümlenmesinde insan faktörü önemli bir değişkendir. İlhan Erdil, insan faktörünün
incelenmesinde esas olan değişkenleri; 1.bireyin dışında yer alan sosyal, doğal ve teknik ilişkiler
sistemi, 2.insanın kendisi, psikolojik ve fizyolojik yapısı olmak üzere iki grupta toplamıştır.
Bireyin dış çevresini oluşturan faktörlerin tamamı,
belirli bir zaman dilimi içersinde ve belirli bir davranış düzlemi içerisinde benzer olgulu, benzer özelliklidir.
Buna karşın kişilerin bu çevre uyarılarına karşı tepkileri değişik olmaktadır.
Bu değişiklikler de davranışların analizini ve önceden tahminleri güçleştirmektedirler.
İşletmelerde insan faktörü diğer üretim sektörlerinden
daha özel bir yere sahiptir. Çünkü üretim faktörlerini biraraya getirerek örgütsel yapıyı şekillendiren yine
insandır.İnsan faktörünün örgüt içi ilişkiler açısından çok önemli bir yeri vardır. Kişi-örgüt
bütünleşmesi dendiğinde, işletme içindeki gruplar ve grupların işletmenin amaçları doğrultusunda
hareket edip etmedikleri akla gelir.
Modern davranış bilimlerinde kişiliğin örgütsel
yapıya uydurulması sırasında kişilik faktörünün etkilenmesi yanında benzer kişilik özelliği
gösteren kişilerin aynı gruplarda toplanmasına da çalışılmaktadır.
Örgüt açısından kişilik sorunun çözümlenmesi ve kişi-örgüt
bütünleşmesinin sağlanması halinde işletmede etkinliğin sağlanması ve grup bütünlüğünün
devamı gibi önemli sonuçlar elde etmek mümkündür. Eğer birey, bulunduğu sosyal yapı ile kişiliği
arasında bir bağ kurma olanağı elde ederse grup normlarına uymada güçlük çekmeyecek ve davranışları
ile grup ilişkileri arasında isteyerek bir ilişki kuracaktır.
Bazı psikologların yetişkin insan kişiliğinin
statik olduğunu ve biyolojik temelin üzerine çocukluğun erken yaşlarında belirlendiğini savunmasına
karşın günümüzde araştırmacılar ve teorisyenler kişiliğin sosyal ve kültürel çevre ile
yaşam boyu dinamik şekillenebilir olduğunu ileri sürmektedirler.
Argyris(1957), birbiriyle ilitkili iki denge süreci ihtiva ettiğini
öne sürmüştür. Biri, dahili uyum süreci (internal adjustant process), diğeri harici uyum süreci (external a. p)dir.Dahili
uyum sürecinde iş yaşamında zıtlaşma ve aykırılıktan sakınarak işte uyuma
ulaşmak için çeşitli kişilik unsurlarına bakılır.Harici adaptasyon sürecinde, kişi çevrenin
ihtiyaçlarına etkin yanıt verme yollarını arar.
Genellikle her iki sürecin koordinasyonu ile denge sağlanır.
1. Biçimsel Gruplarda Kişilik Faktörü
Grup, belirli bir kontrol alanı içerisinde bulunan bireylerin
birbirleriyle haberleşmeleri, davranışsal açıdan etkileşim içinde bulunmaları halinde söz edilecek
bir olgudur.
Belirli bir grup içinde yer alan bireyler, bu grubun sosyal birimleridir.
Kişilerin karşılıklı olarak anlaşmaları, olumlu etkileşim içinde bulunmaları
ile grubun yapısal sağlamlığı sağlanabilir.
Bazı bireyler grup içindeki diğer bireylerden daha fazla
etkilenecekler, bazılarının daha fazla prestiji olacak, bazıları ise daha bilgili olacaklardır.
Bu özellikleri yanında grup içerisinde bulunan kişilerin örgütleyici tarafından birbirlerine göre durumları
saptanmış olur. Biçimsel grup içinde yer alan bireylerin yetenek ve özelliklerine göre kurabilecekleri ilişkiler
de kısıtlanmış olur.
Birey bulunduğu sosyal yapı içinde kişiliğine
uygun başka bireyler bulursa ve bu bireylerle olan ilişkileri örgütleyicinin belirlediği kalıplar içinde
yürürse örgütsel etkinlik sağlanmış olacaktır. Bireyler biçimsel grup içinde yer alırken uymak durumunda
oldukları kuralların varlığını da prensip olarak kabul etmiş olmalarına rağmen
bu kurallar, bazı kişilere göre baskı unsuru olabilmektedir. Biçimsel gruplarda bireye gelen baskı bazen
kapalı olabilir; hata yapma korkusu, diğerlerine ayak uyduramama korkusu gibi. Bu durumlar karşısında
kalmak istemeyen kişi davranışlarını kontrol altında tutacak, ilişkilerini diğer grup
üyelerinin ilişkileri ve grup normları ile uyumlu biçimde yürütecektir. Böyle bir uyum durumunda kişilik faktörü
öne çıkacaktır.
Grup normları ile kişilik ilişkisi Eric Berne’in
kişilik kuramı ile bakıldığında; grup normları ile bireyin ebeveyn yönü arasında yakın
ilişki olması istenir.Normların uygulanabilirliği ise yetişkinlik özelliği ile ilgilidir. Kurallara
uymama ise bireyin çocuk yönünü ortaya çıkarması olarak değerlendirilir. Freud’a göre ise, bireyin süper
egosu ile normların uyumlu olması istenecektir
2. Biçimsel Olmayan Gruplarda Kişilik Faktörü
Örgütsel yapı içerisindeki biçimsel etkileşim düzenine
ek olarak kişiler belirlenmişlerin dışında bazı ilişkiler geliştirebilirler. Bu tür
biçimsel olmayan ilişkiler sonucu biçimsel olmayan gruplar ortaya çıkar. Dalton, örgütlerdeki biçimsel olmayan grupları
üç temel başlık altında toplamıştır:
-Aynı düzeydeki bireylerin oluşturdukları yatay biçimsel
olmayan gruplar,
-Değişik düzeydeki bireylerin oluşturduğu dikey
informal gruplar,
-Çeşitli alan ve birimlerdekilerin oluşturduğu rastgele
informal gruplar.
Biçimsel gruplar içerisinde biçimsel olmayan grupların ortaya
çıkması belirli bir ölçüde grup üyelerinin benlik duygularının ön plana çıkmasından kaynaklanır.
Bireyin benlik duygusu, kişiliği ve yetiştiği kültürle yakından ilgilidir.Eğer grup üyelerinin
büyük bir çoğunluğu benzer yönlü benlik duygusuna sahipseler, grup şuuru bir heyecan faktörünün etkisinde kalacaktır.Bu
tür grupların işleyişi ile biçimsel grup amaçları arasında gerekli uyum sağlanmazsa, grubun
biçimsel grup için zararlı etkisi daha fazla olabilir.Sosyal öğrenme yoluyla grubun kurallarını algılama
ve benimseme bireyin kişiliği ile yakından ilgilidir.
Biçimsel olmayan grubun ortaya çıkışı biçimsel
yönetim ve biçimsel grup amaçlarına tepkiden olabilir. Biçimsel olmayan gruplar, esas itibariyle örgütsel ilişkiyi
bireysel ilişki haline dönüştüren gruplardır.
Biçimsel olmayan grupların liderleri, kişilikleri yoluyla
bireyler üzerinde hissedilir bir etkiye sahip olduklarından, grup amaçlarını belirlemede daha geniş ve
anlamlı bir rol oynamaktadırlar.Biçimsel olmayan liderlerin kişilik özelliklerinin bazen gruplarına yansıdığı
da görülmektedir.
V. SONUÇ
Sonuç olarak, bireyin kişiliği örgütteki yerine, işine
uymasında çok önemli bir kişisel özelliktir.İnsan kaynaklarına ilişkin örgüt politikalarını
belirlemede esas alınacak olan kişilik faktörü farklı kuramcılara göre farklı özellikler taşımaktadır.
Freud kişiliğin, ilk 5-6 yaşlarına kadar şekillendiğini savunduğundan Freud’çu yaklaşımda
örgütler tarafından kişiliği değiştirmek pek mümkün olmadığından kişiliği
olabildiğince tanımak yeterli olacaktır.
Ancak Erickson, Jung ve Fromm gibi kişiliğin yaşam
boyu şekillenen ve gelişen bir olgu olduğunu, Bandura ve Mischel’e göre kişiliğin öğrenme
sürecine bağlı olarak geliştiğini ve insanların yaşamları boyunca devam ettiği görüşü
benimsendiğinde ise işletme politikalarında kişiliği istenen yönde geliştirici ve görüş
ve politikalar da kişiliği tanıma kadar önemli olacaktır. Yine, örgütsel değişimlerde kişilik
faktörü önemli rol oynamaktadır .Örgütsel değişimlerde kişilik sonucu direnişleri şu başlıklar
altında toplamak mümkündür.
- Homeostasis: Organizmadaki bazı değişmeleri
(vücut sıcaklığı, kan şekeri vb) bir düzeyde tutma veya bozulduğu zaman dengeye getirmeyi sağlayan,
değişime karşı olan direnci önlemeye çalışan bir kavramdır.
- Alışkanlıklar: İnsanlar alıştıkları
şeylerden vazgeçmek istemezler.
- Önceden var olma durumu : Kişilerin veya
organizmaların önceden kaptığı bazı hususların devamlılık gösterdiği bir olgudur.
Örn. konuşma alışkanlıkları.
- Seçici algılama ve zihinde tutma : Yerleşik
tutumlar sonucu kişi, başka telkinlere, bu yerleşik görüş açısından yanıt verir.
- Bağımlılık : Çocuklukta edinilen
davranışlara bağımlılık fazladır.
- Üst ben : ( Süper ego)
- Kendi kendine güvensizlik.
-Geçmite dönük olma : Güveni geçmitte aramak.
Özet olarak, geçen yüzyıl sonlarından günümüze dek örgüt
birey bütünleşmesindeki kuramsal yaklaşımlarda şu gelişmeler görülmüştür:
-Yapıya ilginin yerini insan unsuruna olan ilgi almıştır.
-Bürokrasi ideali yerini uyabilen örgüt biçimine bırakmıştır.
-Hiyerartik yetki yerine kararlara katılım ve kişiler
arası etkileşim önem kazanmıştır.
-(İşletme düzeyinde) etkinlik ihtiyacından
çok değişim ve yaratıcılık önem kazanmışt